3 Temmuz 2026 Cuma

KANARYA ADALARI, MADRİD, BARCELONA (NİSAN 2024)



Maldivler'den döndükten iki hafta sonra haritada yerini gösteremeyeceğim Kanarya Adaları tatilini planladı eşim. Benim talebimle Madrid ve Barcelona'yı da tatile ekledi, uçuş planını çizdi ve biletleri aldık.

Bizim 7, oğlumuzun 5, kızımızın 3 uçuş yaptığı bir tatil oldu. Maldivler tatilinde uzuuuun uçuş yapabildiğimi gören eşim, artık daha rahat plan yapabiliyor:) Bu arada Türkiye'den Kanarya Adalarına direkt uçuş yok.

İlk uçuşumuz İstanbul'a. Sabiha Gökçen'de oğlumuzla buluşarak pasaport kontrolünden geçtik. Pegasus'la Milano Bergamo Havalimanına gittik.

Bergamo Havalimanından çıkınca hangi otobüse bineceğimizi nedense bilen beylerin yönlendirmesiyle tren istasyonuna gittik. Trenle gelen kızımızla orada buluştuk. 



Demiş.... ve burada bırakmışım yazıyı. 2 yıl sonra devam ediyorum. Tabi çok tatil birikti ve ben nedense not almayı da bırakmışım. Bu yaz bu yazıları bitirmeyi deneyeceğim. Neyse, kaldığımız yerden devam edelim.

Eşim, yemek için istasyona yakın bir restoran seçmiş. 



Oradan yine otobüsle otelimize geçtik. Otelimizin özelliği havalimanına yakın olması. Sabaha karşı uçacağımız için taksi bulamama ihtimaline karşın yürüme mesafesinde olmayı tercih ettik. Gerçi gerek kalmadı. Napolili otel çalışanının telefonunu verdiği taksi şoförü, tam saatinde gelerek bizi havalimanına götürdü.



                                              


Kanarya Adaları, Afrika açıklarında ama İspanya toprağı. İspanya'nın  en yüksek dağı da burada. Ayrıca aktif volkanlar var. Hatta uçaktan birinin püskürttüğü dumanları da gördük.

                                            
Tenerife Havalimanına inince içeride araç kiralama sırasına girdik. Full kasko ile kiralamıştık. Havalimanının karşısında araç firmalarına ait alanların olduğu tepelik bir alan var. Oraya geçip kiraladığımız aracımızı aldık.


Bookingten kiraladığımız ev için kasabamıza doğru yol aldık. Yolda kiralama için irtibat kurduğumuz görevliyi aradık. 




Eve gelince görevli işinin uzadığını söyleyerek özür diledi. Biz de kasabamızı gezmeye çıktık. Sahile oldukça yakınız.


Kasabanın sahili böyle taşlık. Girenler de vardı ama biz genelde akşamları gün batımı için geldik.
 




Kasabada marketler, restoranlar, eczane, her şey var.



Eşimin burayı tercih etmesinin sebebi ısıtmalı havuzu olması. Bazı günlerin daha serin olma ihtimaline karşı iyi bir alternatif.


Araba olmadan gezmek zor. Çünkü farklı farklı plajları var. Bi bakalım:

-Playa Del Camison
Bu plaja sık sık gittik. Dalgakıranlar nedeniyle denizi oldukça sakindi. 


Üstelik etrafında her şey vardı. Yukarıdaki yerin sağı ve solu upuzun plaj. Etrafında kafeler, restoranlar. 



-Playa Del Duque

Burası da güzel bir kasabada. Öyle beach falan yok. Havlusunu seren yatıyor. Bu bölgenin en ünlü plajlarından. Deniz genelde dalgalı.


Kot farkından dolayı araçlar buraya park edilip aşağı iniliyor. 

-Playa El Beril
Duque Plajının hemen yanında. Daha korunaklı olduğu için yüzmeye daha uygun.



-Bajamar Natural Pools
Tenerife'nin kuzeybatısında. Oraya gitmek için bulutlu bir günü seçtik. Çünkü çok uzak. Özelliği açık denizde büyük dalgaların olması. 


Bajamar kasabasında arabayı bu sokağa park ettik. Plaj, oldukça büyük. Soyunma kabinleri, duşlar ile büyük bir tesis. Ancak dalgalardan dolayı kırmızı bayrak vardı. 


Denizin hemen yanına bir havuz yapmışlar.


Denizde yüzmek imkansıza yakın olduğu için bu havuz düşünülmüş. Bizimkiler biraz yüzüp çıktılar. Zaten buraya yüzmeye değil, dalgaları izlemeye geldik (uzaktan). 


Kıyıya yaklaşmak çok tehlikeli. 




-Teresitas Plajı
Burası başkente (Santa Cruz de Tenerife) yakın. Özelliği sarı kumlarının Afrika'dan gelmiş olması. Zira bölge volkanik olduğu için iri, siyah taşlarla kaplı sahiller de var.


Plaj için önce yukarıya çıktık.



Böyle görünüyordu. Sonra aşağıda otoparka bıraktık arabayı.







Genelde önce plaja gittik, akşamüstü dönünce de havuza girdik. Isıtmalı havuz keyifliydi. Kanarya Adalarının en iyi zamanı. Afrika açıklarında olduğu için yazın tabi inanılmaz sıcak oluyormuş. Biz ne üşüdük ne bunaldık. 



Bu plajları gezerken yollar güzeldi.




Tabi bazı yerlerde çöle yakın bir tabiat var ve kocaman kaktüsler.





Yukarıdaki fotoğraf da bizim mahalleden.



Kasabamıza çok yakın bir kasabaya da genelde akşamları gittik. Böyle çok güzel manzaralar ve marina vardı.

                                         





Sahil kenarındaki restoranlarda da yedik. Yemek deyince, çok fazla fotoğraf bulamadım. Bir gün Maldivler'de de deneyimlediğimiz Hint mutfağı yedik.


Körili acılı malum.

Bir de şu fotoğrafları buldum.


Bu da kızarmış İtalyan pizzası Pizza Fritta Montarana.



Bir hafta nasıl geçti, anlayamadık. Uçağımız sabah erken olduğu için arabayı aldığımız yere bırakıp anahtarını ofisin önündeki kutuya bıraktık.


Ve Madrid....

Madrid havalimanında araç kiraladığımız firmanın servisi bizi aldı ve ofislerinin olduğu yere bıraktı. Hibrit cipi teslim alarak şehre gittik.


Otelimize giderken bizi ilk olarak boğa güreşlerinin yapıldığı Plaza de Toros de Las Ventas karşıladı. Ertesi gün gittik, bahçesinde gezdik. Bina kapalıydı.

Arabayla gezmek oldukça pratik oldu. Park yeri sıkıntısı da yaşamadık. Örneğin Real Madrid stadının yanındaki sokağa park ettik.




Malum, stat etrafı ziyaretçiler ile doluydu. Oğlumuz, takımların atkılarının koleksiyonunu yapıyormuş. Bir tane de buradan aldı.


El Retiro parkı çok meşhur. Biz hedefimiz olan Kristal Saraya yakın bir kapının önüne, cadde üzerine park ettik.





Ağaçlar içinde, önünde havuz olan ferah bir yer. 



Bina tamamen cam ve demirden yapılmış.


Oradan Plaza de la Armeria meydanına geçtik. Bu meydanda Almudena Katedrali var.





Katedralin hemen yanında da Kraliyet Sarayı var. Günü sarayın bahçesinde bitirdik. Gün batımı çok güzeldi.



Ertesi gün Alcorcon bölgesine gittik. 

                                        

Burada çok meşhur bir yerel restoran alanı var.



İçinde pazar tarzında sıralanmış kafelerle ve restoranlar var. Dolaştık ama iştah açıcı bir şey bulamadık.




Hemen çıkınca böyle güzel bir sokakta bir restorana oturduk.

                                                     

Beyler böyle bir paella seçtiler. Paella, pilav olmasına rağmen başlangıç olarak servis edildi.


Tatlıları da denedik.



Yemekten sonra Plaza Mayor meydanına gittik.



1600lerde inşa edilmiş. Meydanda 3. Felipe'nin de heykeli var.

                                         

Decathlon mağazası otelimizin yolu üzerindeydi. Kızımıza tekerlekli bir sırt çantası aldık. Havalimanlarında rahat kullansın diye. Hemen orada da güzel bir restorandan paket yaptırıp otelimize döndük. 

Plaza de Toros de Las Ventas'ı dün görmüştük, bugün gezmeye gittik.



Önünde de bu heykel var.



Prado Müze binası da heykelleriyle çok güzeldi. 


Eşim bizi Debod Tapınağına götürdü.



Arabayı buraya park ettikten sonra tepeye çıktık. Onarlı gruplar halinde tapınağın olduğu alana aldılar.



Bu tapınak milattan önce Mısır'da inşa edilmiş. Zaman içinde tamamlanmış. Baraj suları altında kalmasını önlemek amacıyla 1968'de Mısır tarafından İspanya'ya verilmiş. Böylece Madrid'e tepeden bakan bir noktada Mısır'da inşa edilen bir yapıyı da görmüş olduk. 

Buradan Barcelona'ya trenle geçeceğiz. Arabayı teslim ettikten sonra taksiyle istasyona gittik.

 
İstasyona bu kapıdan girdik. Ama içerisi inanılmaz büyük.



Birkaç tren şirketi var. Birinde çok sıra vardı. Biz kendi özel areası olan bir firmaya gittik, biletleri aldık.



Hızlı tren ile yolculuğumuz çok konforluydu. Sanırım yaklaşık 4 saat sürdü. Sadece iki noktada durdu.



Biri Zaragoza'ydı.

Önce otelimize gideceğiz. Lokal bir trene binerek aşağıdaki istasyonda indik. Taksiyle otele geçtik. Otelimiz çok güzel. Dubleks olarak yapılmış. İçinde mutfak da var. Sanki yazlık tipinde, uzun süreli konaklamalara uygun olarak yapılmış. Ama biz eşyalarımızı bırakıp gezmeye çıktık.



İlk hedefimiz tabi Sagrada Familia. Ama oraya giderken önce yemek yedik. 



Katedrale doğru yürüdük. İlk bu açı ile gördük.



İnanılmaz kalabalıktı. İçi de geziliyor tabi ama biz öyle sıra beklenen olaylara pek girmiyoruz. 

Her yüzünde farklı detaylar var. Hepsini mümkün olduğunca incelemeye çalıştık.


Hemen önünden taksiye binerek meşhur Arda Turan bankına gittik. Taksi şoförü biliyordu zaten.



Buradan yürüyerek Gaudi'nin tasarladığı Casa Mila binasını gördük.

Oğlumuz daha önce Barcelona'ya gelmişti. O götürdü, sağ olsun. Başımızı bir kaldırdık, muazzam bir sanat eseri.




Yine Gaudi'nin tasarladığı Casa Batllo binasını da gördük.





Hemen bu binanın yakınından metroya binerek limana gittik. Deniz kenarında bir yere oturduk. Aç değildik ama bir şeyler atıştırdık.



Merkez istasyondan tekrar trene binerek otelimize gittik. Barcelona Stadına gitmedik. Oğlumuz daha önce Barcelona'nın bir maçını burada izlemişti. Sorduk, atkı da almış.)


Otelde vakit geçirmeye hiç fırsatımız olmadı. Barcelona'ya da bir daha gelmeliyiz dedik. 


Ertesi gün tren çalışanları grevde olduğu için resepsiyondan çağırdıkları taksi ile havalimanına gittik. Burada iki terminal var. Birinden kızımızı uçağına uğurladık. Otobüsle kendi terminalimize geçerek Budapeşte uçağına bindik.

Budapeşte Havalimanından bir otobüs otelimize çok yakın geçiyormuş. Beyler ayarladılar, ücretini binerken nakit ödedik. Otelimiz tam merkezde. Gece yarısı olmasına rağmen herkes dışarıda. Bir şeyler yiyip otelimize geçtik.


Ertesi gün Pazar olduğu için eşimin düşündüğü 2 restoran da kapalıydı. Yukarıdaki pazar yeri açıktı. Orayı gezdik.


Gezerken güzel bir restoran bulduk. Ana hedef gulaş yemekti, başardık:)



Madach Imre Meydanını da gezerek buradan havalimanı otobüsüne bindik. 



Ver elini İstanbul...








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder