Geçen yıl Kanarya Adalarında sakin sakin takılmayı çok sevmiştik. Bu bahar da plan yaptık. Yazın zaten gidilmez, çok sıcak olur. Bu arada kanarya (kanaria) köpek demekmiş
Kanarya Adalarına ülkemizden direkt uçuş yok. Biz biletleri Köln aktarmalı aldık. Oğlumuzla yine havalimanında buluşarak gittik. Ancak kızımız maalesef işleri dolayısıyla bize 3,4 gün geç katılacak.
Köln'den rahat bir aktarma yaptık. Köln havalimanında ünlü futbolcu Podolski'nin döner restoranı vardı. Yemeği orada yedik.
Araba kiralamayı bu sefer yerel bir firmadan yaptık. Depozito istemiyorlardı. Bir sorun yaşamadık.
Havalimanının hemen karşısında bir tepelik alan var. Tüm firmaların araçları orada. İşlemleri havalimanında yapıp arabayı buradan teslim aldık.
Evimiz aynı kasabada hatta aynı binada. Çok konforlu, tertemiz, kapalı garajı var.
Isıtmalı havuz da var, daha ne olsun.
Evin arka bahçesi böyle. Büyük kaktüslerin olduğu bir tepeye bakıyor.
Bu seyahat, yeni yerler keşfettiğimiz, bol bol gezdiğimiz bir seyahat oldu.
Bize çok yakın bir kasabaya sık sık gittik. Deniz kenarında bir tapasçıda yedik bir akşam. Çeşitleri oğlumuz seçti.
Çok beğendik. Mutlaka kızımızla da gelmeliyiz.
Havanın serin olduğu günler yollara düştük. Hedef Masca. Böyle tepelere tırmanıp tekrar aşağıya ineceğiz. Burada 15. yüzyıldan kalma bir köy var. Masca Boğazı ile Atlantik Okyanusuna açılıyor. Burayı gezginler yürüyüş rotası olarak yürüyerek geçiyorlar.
Böyle virajlı bir yolda ilerlerken birden trafik tıkandı. Meğerse bir tur otobüsü virajları almak için karşı yönden gelen trafiği bekliyormuş. Ondan trafik durmuş. Biz de mecburen ilk noktadan döndük. Masca'nın fotoğrafları müthişti ama görmek kısmet olmadı.
Buralarda keçi ve tavşan eti bol bol var. Tabi yukarıdaki yemekleri yediğimiz restorana gitmek için biraz yol kat ettik.
Orman içinde, oldukça popüler bir yer. Rezervasyonumuz olmadığı için bizi biraz beklettiler. Izgaralar müthişti.
Bu limana da çok yakınız. Gün batımlarında gittik.
Havalimanına yakın yine güzel bir restoran deneyimledik. Bu gece kızımızı karşılayacağız. O kadar yol gelmişken bu restoranı da deneyelim dedi eşim.
Başka bir akşam da aşağıdaki Hint restoranını denedik.
Bu plaja sık sık gittik. Arabayı yukarıda bırakıp aşağı indik.
İki tarafında da plaj var.
Bu arada Costa Adeje, bölgenin adı.
Duque Plajı çok ünlü. Ancak dalgalı. Sağındaki El Beril Plajı, dalgakıranlardan dolayı daha sakin.
Farklı restoranlar, farklı lezzetler denemeye devam...
Yollar geniş ve rahattı.
Tabi ki aynı tapasçıya gelindi, aynı çeşitler sipariş edildi:)
Bir gün de Teide Ulusal parkında bulunan 700-800 yıllık ağacı görmeye gittik. Daha doğrusu aşağıda çöl tabiatının hakim olduğu adada ormana çıkmak istedik.
Yoldan böyle görünüyordu.
Eşim, bir gün de bizi aloveradan yapılmış her şeyin satıldığı bir yere götürdü.
Önünde de bir yere gitmeyen bir köprü vardı:)
Baktım, kimse çekmemiş. Kozmetik ağırlıklı olmak üzere bir çok ürün vardı. Biz de uçak içi sınırlarını aşmadan alışveriş yaptık.
Gelsin keçiler, gitsin tavşanlar...
Rüya gibi bir 11 gündü.
Kızımızı uğurladıktan sonra biz de Madrid uçağına bindik.
Gün batımı böyleydi.
İstanbul uçuşu ile oğlumuzla da vedalaştık.










































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder